Anne-Babanın Kardeşlere Karşı Tutumlarının Çocuk Üzerindeki Etkileri

Bütün çocuklarını eşit düzeyde sevdiklerini söylemelerine karşın, bazen anne bazen de babaların bazı çocuklarını daha çok sevdikleri gözlenmektedir.  Böyle durumlarda anne ve babalar sevdikleri çocuklarını, diğerlerinden ayırarak, onları kayırırlar. Aşırı sevgi gören bu çocukların gerek  kardeşleriyle, gerekse arkadaşlarıyla ilişkilerinde sorunlar görülür.

 

Anne-babanın kardeşler arasında ayrım yapmalarının nedeni, iki başlık altında incelenebilir:

 

1-çocukların doğuş sırası

2-cinsiyet ayrımcılığı.

 

1-Çocukların doğuş sırası:

Ailenin işleyişi çocukların sayısında ve doğum sırasında oldukça etkilenir. Bu etkilenişte, anne-babanın çocuklara doğuş sırasına göre farklı davranmalarından kaynaklanır. Çünkü anne-babanın çocuklara karşı davranışı, her çocuğun doğumuyla değişikliğe uğrar.

          Ailenin ilk çocuğu hem çok sevilir, hem de sıkı bir denetim altına alınır. Çocuğun üstüne olumlu ya da olumsuz her bakımdan düşme vardır. Anne-baba çocuktan diğer kardeşlerinden beklenilenden çok daha fazlasını ister ve fazla sorumluluk almasını bekler. İlk çocuk ayrıca, anne babasına nasıl anne baba olunacağını öğrenmeleri için de olanak sağlayan bir çocuk olma ayrıcalığını da taşır. Çevresindekilerin kendisine bir takım sorumluluklar vermesi çok önemlidir. Böylelikle kendini güçlü ve değerli  hissetmesini sağlar. Yapılan incelemeler çok başarılı insanlar arasında ilk çocuk olma oranının, daha sonra doğanlara göre daha yüksek olduğunu göstermektedir. Ayrıca yine özsaygı ve kendini kabul düzeyi bakımından ilk çocuklar daha avantajlı görünmektedir. Ancak bu avantajlarına rağmen, Adler’e göre “en büyük çocuk tacını yitirmiş bir kraldır.” Bir yada bir kaç yıl süre ile çevresinin tek ilgi merkezi iken her türlü yardım ve destek yalnızca kendisine sağlanırken, yeni gelen kardeşin varlığı bu durumun bozulmasına neden olur. Çevrenin ilgisi yeni doğan bebeğe yönelir.

          Ortanca çocuk kendinden büyük ve kendinden sonra doğan kardeşin arasında sıkışıp kalmıştır. Adler’e göre ortanca çocuk kendinden daha güçlü ve yeterli büyük kardeşi ile kendinden sonra gelen kardeşinin yarattığı ikili sorunlarla baş etmek zorundadır. Kendi önünde daha önce birtakım güçler kazanmış birinin bulunuşu ikinci çocuk için güçlü bir uyaran rolü oynar. Anne-babasının birinci çocuğa göre, daha ılımlı davranması nedeni ile otorite ile sorunları olmaz. Büyük ve küçük kardeşleri kadar yeterli olmadığı inancı, ya çocuğun tepkici başkaldırıcı kendini aşma çabası içinde olmasına ya da yenilgiyi kabul ederek ezik ve karamsar bir kişilik geliştirmesine neden olabilir. Ortanca çocuklar özellikle ilk çocukluk yıllarında kıskançlık ve rekabet duyguları içindedirler. Sık önceleri anne-baba, daha sonra da öğretmenleri tarafından büyük kardeşleriyle karşılaştırılırlar ve bu da çoğu zaman aşağılık duyguları duymalarına neden olur.

   En küçük çocuk, ailenin bütün bireylerinden oldukça farklı bir durum içimde yetişmektedir. Çünkü anne-baba çocukların en küçüğü olduğu için, özel bir biçimde ve genellikle iyi davranmaktadırlar. Kız ve erkek kardeşleri onun bu zayıf dönemlerinde bir dereceye kadar büyümüşler ve bağımsızlıklarını kazanmışlardır. Bu nedenle o, genellikle kardeşlerinden daha sıcak bir hava içinde büyür. Çoğu kez ailenin oyuncak bebeği olur. Şımartılır. Çevresinin gözünde her zaman çocuk kalır. Bu durum en küçük çocuğun benmerkezci tutumlar geliştirmesine kendisinden güçlü ve yetenekli kardeşlerinin varlığı ise sürekli bir yetersizlik duygusunun yaşanmasına neden olabilir.

      Geleneksel olarak toplumumuzda da en küçük çocuklar üzerinde denetim zayıftır. En küçük çocuğun ailede daha ayrıcalıklı bir yeri vardır. Genellikle bu çocuklar bütün ailenin ilgi ve sevgi kaynağı durumundadırlar. Kendinden sonra gelen bir kardeş olmadığı için yarışmak zorunda kalmaz. İsteklerinin hepsini elde eder. Bu durum, onun kendine olan güveninin artmasına ve kendini değerli görmesine neden olur. Yapılan çeşitli araştırmalar sonucunda, bu çeşit olumlu duygulara sahip olmanın kendini kabul, denetim odağı, özsaygı ve benlik tasarımı üzerinde olumlu etkilerinin olduğu görülmektedir.

          Yalnız başına yetişen tek çocuk ise, toplumsal davranışların gelişmesi için gerekli olan alışveriş ortamından yoksundur. Çoğu kez anne-baba tarafından aşırı korunduğu ve şımartıldığı için ileriki yaşamında da  çevresinden benzer tutumlar bekler.

2-Cinsiyet ayrımcılığı:

           Anne baba içinde bulundukları, yaşadıkları toplum kesimine göre, kız ve erkek çocuklarla farklı iletişim kurarlar. Yapılan çeşitli araştırma sonuçlarına göre; yeni anne baba olanlar kendi cinsiyetlerindeki bebeğe daha yakınlık göstermelerine rağmen, babalar daha sonraki yıllarda oğullarını daha çok yeğlemişlerdir. Annelerin ise kızları ile oğulları arasında daha az ayırım yaptığı kabul edilir. 

          Bizim toplumumuzda erkek çocuklar daha hoşgörülü, kızlar ise daha baskılı ve koruyucu biçimde yetiştirilmektedir. Ayrıca araştırma sonuçları, cinsiyet tercihinin erkek çocuğun lehine yaygın olduğunu göstermektedir.

           Kağıtçıbaşı’nın yaptığı “çocuğun değeri” çalışmasında, nüfusun %74’ü erkek çocuğu tercih ederken, kız çocuk tercihi sadece %21’dir. (Aile içi iletişim, G.Ü.M.E.F.Y) Bu tercihle birlikte, ailede erkek çocuğun üstüne düşme de görülür. Ve kız çocuk böyle bir ortamda bir kenara itildiğini, kendisine değer verilmediğini gördüğünden o da kendini pek değerli görmeyebilir. Ülkemizde yapılan bir araştırmaya göre lise öğrencisi kızların %54’ü dünyaya erkek olarak gelmek istediklerini belirtmişlerdir. Devamlı baskı ve kontrol altında, geleneksel rol beklentileriyle büyütülen kız çocukların erkeklere göre daha kuşkulu, güvensiz edilgen ve bağımlı kişilik yapısı geliştirmelerinin yanı sıra, yine erkeklerin daha tutucu, dindar ve dış kontrole daha bağımlı oldukları ileri sürülmektedir. Özellikle kırsal kesimde erkek çocuk babayla özdeşleşir, aile içinde ayrıcalık ve üstünlük tanınır, üstüne düşülür. Fakat güven duygusu, girişimcilik, özerklik ve yaratıcılık gibi özellikleri çok sınırlıdır.

        Anne ve babaların her ikisi de, erkek çocuklarından kızlarına göre daha fazla ekonomik yardım beklemekte ve erkek çocuklarını yaşlılık güvencesi olarak görmektedirler. Bu da özellikle erkek çocuklar tercihinin fazla olduğu ataerkil ortamlardaki erkek çocuk tercihinin bir açıklaması olabilir. Gelişmiş  yörelerde ise çocuğun ekonomik değerinin azalıp, psikolojik   değerinin artması nedeni ile erkek çocuk tercihinde de kısmen de olsa azalma görülmekte ve çocuklar arasında cinsiyet yönünden bir ayırım gözetilmemektedir.

Etiketler: , , , ,

  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • Twitter
  • RSS

Leave a Reply

*
To prove you're a person (not a spam script), type the security word shown in the picture. Click on the picture to hear an audio file of the word.
Click to hear an audio file of the anti-spam word